Mirror Dergi, 2006

104

Yaşamda tesadüfler vardır… Onların da anlamı vardır…

Temeli yıllar öncesine dayanan değişim yolculuğunda reiki ile içindeki gerçek gücü keşfeden ressam Nilüfer Çolak, koşulsuz sevmeyi özümseyen yapısıyla coşku, neşe ve sevgiyi tablolarına özgün bir tarzda yansıtıyor. Aladoğan Art Gallery’de 6 Aralık’tan 6 Ocak’a kadar sürecek ilk kişisel sergisinde sanatçının ‘Işıltılar’ı göz kamaştıracak.

“Her şey aşk için” diyenlerden ve de kalbinin sesini dinleyenlerdenseniz, ‘Işıltılar’ içeren büyülü bir atmosfere davet ediyoruz sizi…

Aşkı kırmızı kutusundan çıkarıp ruhunun derinliklerinde çivit mavisi bir giysiye büründüren ressam Nilüfer Çolak’ın ‘Işıltılar’ı Aladoğan Art Gallery’de sanatseverleri farklı bir dünyaya taşıyor.

Kalp, ay, su, güneş, denizatı, balıklar ve ağaçlar, Nilüfer Çolak’ın özgün çalışmalarının ana temasını oluştururken, tablolarına yansıyan tüm bu semboller her boyutta aşk ve sevgi saçıyor.

Onun ışıltılarla göz kamaştıran tablolarının her biri, yıllar sonra reiki ile keşfettiği bu büyülü dünyaya ilişkin yeteneğinin ve içindeki sevgi yumağının açılımı aynı zamanda…

Sanatçı ruhunun coşkusu ile dile getirdiği resimleriyle yeni bir dünya görüşünü ortaya koyan Nilüfer Çolak’ın “Her şey aşk için” diye başlayan ve kalbinin sesini dinleyenlere sunduğu mesajı da tabloları kadar sevgi dolu ve sımsıcak:

“Caroline Myss, Ruhun Anatomisi adlı kitabında ‘Bazı ilişkilerimizde özellikle acı çekeriz, çünkü ruhsal gelişmemiz için bu gereklidir’ der…  Acı çekmekten korktuğumuz için geri çekiliriz, acı çekmeyiz ama aşkın coşkusunu da yüreğimizde duyumsayamayız… Kendimizi ‘an’ı yaşamanın tadıyla ödüllendirdiğimizde, bizi nereye götürürse götürsün, geriye dönüp baktığımızda sıcacık bir gülümseme ısıtır kalbimizi. Sevmeyi, affedebilmeyi, yaratıcı olmayı, kendimize ve başkalarına şifa vermeyi dengeli çalışan bir kalp çakrasıyla gerçekleştirebiliriz. Bize sunulan her şeye kalbimizi sevgiyle açmayı, koşulsuz sevmeyi öğreniriz. Kalbinizin sesini dinlemekten korkmayın. Hayatınız, kızgınlık, öfke, nefret değil, coşku, neşe, sevgi ve bağışlayıcı enerjilerle dolsun. Reiki’yle yapılan bu resimlere baktığınızda, içinizdeki sevginin yüzünüze yansıması dileğiyle…”

Sanat yaşamınız nasıl başladı?

Aslında bunun temeli yıllar önce başlayan dönüşüm yolculuğuna dayanıyor. 1998′de reiki öğrenip içselleştirdikten sonra ruhsal dönüşüm hızlanmaya ve gereksinimim olan her şeyin yaşamıma girmesiyle farkındalığım artmaya başladı.  Nisan 2003′te annemi kaybettim ve bu ruhsal süreci anlayıp kabullenmeme rağmen inanılmaz etkilendim. Anneme ve ortak karmamıza reiki yaparken kendimi bir tuvalin önünde oturur halde görüyordum. Bunu, “Her şey yolunda, endişelenecek bir şey yok” diye yorumluyor, reiki yapmaya devam ediyordum. Sonra benzer görüntü rüyalarıma da girmeye başladı. Reiki yaparken sembollerle çalıştığım için gözümün önünde canlanan semboller hiç yabancı gelmiyordu ama resim yapacağıma inanmak gerçekten zordu benim için. Çünkü hayatım boyunca resme karşı hiç yeteneğim olmamıştı, üstelik eğitimim de yoktu.

 İlginç bir durum olsa gerek bu… Bir güç sizi farklı bir dünyanın içine sürüklüyor adeta…

Görüntüler devam edince ruhsal rehberlik aldığıma inanarak ve kalbimi reikiye açarak alışverişe gittim. Ne alacağım ya da  neyi nasıl kullanacağım konusunda hiçbir fikrim yoktu ama içimde müthiş bir coşku vardı. Meditatif bir durumda, onlarca boya ve kocaman bir tuvalle eve döndüm. Yine reiki yaparak ve ellerimden o enerjinin aktığını hissederek başladım boyamaya. Tuvalin karşısına oturduğumda bedenimde değişen enerji akışı bir vecd hali yaratıyordu, müthiş bir histi. Resim yapmaya başlamak bir tür simyaydı benim için. Acıyı sevince, olumsuzu olumluya dönüştürmeyi bilinçli bir şekilde başarmaya başladım. Resim yaparken ne üzüntü kalıyordu, ne kırgınlık, ne kızgınlık. Aralıksız reikiyle hem kendim iyileşiyor hem de resimlere enerji yüklediğime inanıyordum. Dileğim, bu resimlere bakanların kendi içlerindeki enerji ayrımsamaları, yaşamlarına aktarabilmeleri ve resimlerin onlara enerji vermesiydi. Aldığım tepkiler çok olumluydu, hatta “Beni düşün ve ne hissediyorsan öyle yap” diye siparişler almaya başladım. Açıkçası olanlara ben bile şaşırıyordum, hiç bitmeyen tatlı bir sürpriz gibiydi.  Resimlerin sayısı artınca ve dostlarımın  teşviki ile  Ekim 2004′te internette ilk sanal sergimi açtım, inanılmaz güzel tepkiler aldım.  Resim yapma isteğim, coşkum, heyecanım hiç geçmedi. Sanırım hayatıma bambaşka bir boyut katıldı ve böyle devam edecek.

 

İlk kişisel serginiz Aladoğan Art Gallery’de gerçekleşiyor. Bu noktada duygu ve düşünceleriniz neler?

Aladoğan Art Gallery ile astroloğum sayesinde tanıştım. Yaklaşık dört yıldır astrolojik danışmanlık alıyorum. Astroloğumla son görüşmemizde bana Aladoğan’ın ‘Tsunami Mağdurlarına Sanatsal Destek Sergisi” açtığını, dilersem benim de bir resim bağışlayabileceğimi söyledi. Gözümün önünde en sevdiğim resimlerden biri olan gece mavisi üzerine ışıltılı ay canlandı. Yeni ay bana yeni başlangıçları, yeniden doğuşu, değişmeyi çağrıştırdığı için bir anlamı olduğuna inanarak gönderdim. Aldığım tepki çok hoştu. Dilek Doğu ve Bülent Göncü, sergiyi ziyaret edenlerin benim resmimin önünde durup uzun uzun izledikleri anlattılar. Sergi sonunda satılan resimlerden biri buydu. Çok mutlu oldum. 2005 Şubat ayında düzenlenen  bu karma sergi sıcak bir başlangıç oldu tanışmamız için. Kendimi yeni bir sergiye hazır hissettiğimde, “Benim için en hayırlı olacak yerde sergi açmayı” dileyerek reiki yapmaya başladım ve yine Aladoğan Art Gallery ile karşılaştım. Üstelik Kızılderililerin burç yorumlarından anımsadığım kadarıyla “Aladoğan” Koç burcunun sembolü olarak geçiyor. Burcum bana hep bitmez tükenmez bir enerji vermiştir, tüm bu tesadüflerin bir anlamı olduğuna inanıyorum.

Şu anki duygularınızı özetleyebilir misiniz?

Hem çok heyecanlıyım, hem de müthiş bir huzur ve dinginlik var üzerimde. Sanki her şey olması gerektiği gibi. Hayalimde canlanan görüntüler yaşama akıyor. Resimlerimi yaparken duyumsadığım enerji onlara da yansımış olmalı ki beni çok destekliyorlar, özeniyorlar, aldıkları risk için kendilerine teşekkür ediyorum.

Sanat alanında ileriye dönük hedefleriniz neler?

Resim yapmak bir dönüşüm ve bir armağan benim için. Ruhsal rehberlik aldığıma inanıyorum, bana her ne getirecekse kalbimi sevgiyle açtım ve kendimi akışa bıraktım. Sanki zaman daha yavaş akıyor, sanki sembollerin ışıltısı hayatı daha yaşanılır ve heyecanlı kılıyor. Resimlerimi saf bir sevgiyle ve enerjimi aktardığıma inanarak yapıyorum. Hayatıma sürekli yeni renkler, yeni semboller katılıyor, her yeni sembol dönüşümümü hızlandırıyor, sezgimi, şifa gücümü artırıyor. Şu anda duyumsadığım şey, yaşamımın vazgeçilmez bir parçası olduğu ve bunun artarak devam edeceği. Sadece kendim için değil, bu enerjinin içinde bulunduğum çevreye ve tüm evrenin dönüşümüne katkısı olmasını, ruhsal düzenin dünyevi uygulanışının ne derece basit ve zevkli yollardan bireysel olarak gerçekleştirilebileceğini duyumsatabilmeyi diliyorum.

Resimlerinizdeki özgün tarzı bize yorumlayabilir misiniz?

Resimlerimdeki özgün tarz, rüyalarımda gördüğüm ve gözümün önünde canlananları tuvale aktarmamdan kaynaklanıyor sanırım, sadece hayallerimi izledim.  Hayatımda hiç vazgeçemediğim renklerim var, özellikle çivit mavi, kendimi kaybediyorum görünce. Evimi dekore ederken ağırlıkla onu kullanmıştım, üçüncü gözü aktive eden ve ruhsal farkındalığı artıran bir renk aynı zamanda. İlk resmim de çivit maviydi. Başlangıçta, hayalimde önce zemin rengini görüyordum, bitirdikten birkaç gün sonra üzerine ne yapacağım beliriyordu. Matriks misali akan sembolleri boyutlu boyalarla yapmaya başladım. Neden boyutlu boyaları seçtiğim konusunda bir fikrim yoktu, sadece o standın önünde durmuş ve almam gerektiğini duyumsamıştım. Denemelerimin sonuçları o kadar hoştu ki, tarzımın bu olduğunu ayrımsadım ve hayallerimi sorgulamadım bir daha. Kendime veya resmi kime yapıyorsam, neye ihtiyacımız varsa o akıyor fırçanın ucundan. Sembollerin, içinde bulunduğum durumu iyileştiren, dönüştüren anlamları var bana göre. Sevgi yoluyla dönüşüm, içsel enerjiyi yaşama aktarma, dönüştürebilme, destek görme, dayanışma, yeni başlangıçlar, aşk, uyum, şifa, dostluk vs.  Bir ara sembollerin anlamlarını yazmaya başlamıştım, sonra vazgeçtim, yorumu izleyenlere bıraktım ve daha keyifli oldu. Her resim bir mektup bir öykü gibi.

Biraz bu sembollerden söz etseniz?

‘Kalp’ benim sembolüm, sevginin hayattaki en büyük dönüştürücü ve iyileştirici güç olduğuna inanıyorum. Ateş, enerji, coşku ve koşulsuz sevgiyi sembolize ediyor. Yüzlerce kalp yapsam da hiçbiri bir öncekine benzemiyor, içindeki sembollerin hepsi birbirinden farklı oluyor. ‘Ay’ ise yeni başlangıçları, değişim enerjisini, dönüşümü ifade ediyor. ‘Su’, hayat, kendini akışa bırakma, yeniden başlamayı duyumsama gücü veriyor bana. Ay ve kalp formlarının yanı sıra denizatları ve ‘hayatın renkleri’ olarak adlandırdığım birçok ağaç yaptım, denizatları aşkın zarafetini, ağaçlar ise sahip olduğumuz sınırsız enerjiyi, renkleri anlatıyor, yansıtıyor. ‘Güneş’ sembolünü de çok sevmeme rağmen ilk kez bu yaz hayalimde canlandı, tam bir güneş patlaması gibiydi, gözümü açmak istemedim. Bitirdiğimde “İşte bu” dedim, üstelik artık resmin tamamını görmeye başlamıştım. Güneşten hemen sonra balıklar girdi tuvallerime. Işıl ışıl, rengarenk, neşeli, enerjik ve coşkulu balıklar aşkı ve sevgiyi koşulsuzca paylaşıp büyümeyi, gelişmeyi, bereketi ve üretkenliği çağrıştırıyor. Resimlerimde ışıltılar kullanmayı çok seviyorum, enerjimi artırdığına, yenilediğine, ışıltıların bana ve izleyenlere yansıdığına inanıyorum. Onlara bakmaktan inanılmaz keyif alıyorum, önemli olan da bana kendimi daha iyi hissettirmesi. Hayat sürprizlerle dolu, bakalım sırada neler var…

Felsefeniz, dünyaya bakış açınız nedir?

Genelde hayatı pozitif algılayan, enerjimi olumlu kullanabilen biri olmama rağmen asıl dönüşümüm reiki felsefesini içselleştirmemle başladı. ‘Reiki master’ı olduktan sonra ders verdiğim kişilerden farklı şeyler öğrendim, deneyimleyerek kendimi geliştirme fırsatım oldu. Hepimizin bulunduğumuz yeri seçtiğimize ve bu yaşamda misyonumuz / misyonlarımız olduğuna inanıyorum. Kaçış yok, kurban rolü oynamak yok, bu hayattaki her şey bizim seçimimiz. “Her şeyin kendi seçimim” olduğuna inanmak, ruhsal farkındalık yolunda kabullenmekte en çok zorlandığım şeydi.  “Neden olumsuz şeyleri seçeyim ki” diyordum ama kendimi ruhumun akışına bıraktığımda, ben iyileştikçe her şeyin iyileştiğini, ben değiştikçe etrafımdaki her şeyin yavaş yavaş değiştiğini görmeye başladım. Bugün geriye baktığımda tranformasyon sürecinde yaşadığım olumsuzluklar sayesinde yaratıcı enerjimi yaşama aktarma fırsatım olduğunu görüyorum. Sonrasında beni üzen her şeyde “Bundan ne öğrenmem, ne yapmam gerektiğini” görmeye çalıştım ve bu süreçlerden ruhsal desteklerle çok yararlandım. Mistik felsefelerde sözü edilen “Bir kelebeğin kanat çırpışının başka bir yerde fırtına başlattığına” gerçekten inanıyorum. Bu nedenle, her ne yapıyorsak yapalım, ruhumuzu ve enerjimizi yaptığımız işe yansıtmamız gerektiğine; enerjimizi yansıttığımız her şeyin dönüşüme katkısı olduğuna ve insanların bu enerjiyi ayrımsadıklarına; dürüst olmak gerektiğine; hayattaki en önemli varlığın kendimiz olduğuna ve bu varlığa özenip, sevmemiz gerektiğine; sevginin dönüştürücü gücüne inanıyorum. Bu hayat bir film ve hepimiz kendi filmimizin başrol oyuncusuyuz, hem bir oyun olarak algılayıp hayatın tadını çıkarabilmeli, hem de tüm gerçekliğiyle algılayıp ruhumuzu yansıtabilmeliyiz. Enerjimi yaşama aktarabilme farkındalığını yakalayabildiğim için kendimi çok şanslı hissediyorum.

Örnek aldığınız ya da beğendiğiniz sanatçılar kimler?

Türkiye’den Adnan Çoker, Süleyman Saim Tekcan, Burhan Doğançay, Güngör Taner ve Temür Köran, yurtdışından ise Gustav Klimt’in tarzını çok beğeniyorum. Klimt’in “The Kiss” ve “The Fullfilment” tablolarının seramik formlarını hayal ediyordum, sanki benim için yapmışlar gibi “The Kiss”i Paris’te, “The Fullfilment”i ise Barcelona’da bulunca çok mutlu oldum.

Türkiye’deki sanat gelişimi hakkındaki düşünceleriniz neler?

Son yıllardaki gelişmeleri çok umut verici buluyorum. Türk sanatçılarının müthiş yaratıcı potansiyeli var ve sanırım artık yavaş yavaş hak ettikleri değerleri görmeye başlıyorlar. Sanat fuarları, yeni müzelerin açılması ve yoğun etkinliklerin halkın bu konudaki farkındalığını arttırdığına inanıyorum. İstanbul Modern’i ilk ziyaret ettiğimde inanılmaz gurur duydum. New York’taki MOMA’dan, Londra’daki Tate’den ve Paris’teki Luvr’dan bile binlerce kat güzel ve başarılı buldum, hazırlanırkenki enerji, coşku ve inanç duvarla yansımış, ziyaretçileri sarmalıyor ve içine çekiveriyor sanki. Bir ülkenin dönüşümünün ve güçlenmesinin sanatçıların yaratıcı potansiyelini koşulsuzca hayata aktarabilmeleriyle  gerçekleşeceğine inanıyorum, bu nedenle devletin de sanatçılarını desteklemesi ve onlara özenmesi gerektiğini düşünüyorum.

Resim dışında özel hobi ve çalışmalarınız var mı?

Düzenli olarak reiki, relaksoloji ve tao magic’in meditatif hareketlerini yapıyorum, bana iyi gelebilecek eğitimleri almaya ve uygulamaya çalışıyorum. Birkaç ay önce ‘Yoga’ya başladım. Bunun dışında dekorasyon, giysilerimi tasarlamak ve orijinal cd’lerden seçtiğim müziklerden kolajlar hazırlamayı seviyorum. Film müzikleri ve kompozitorler ilgimi çekiyor, Eleni Karaindrou’yu çok beğeniyorum, tüm eserlerini alıyorum. Hazırladığım kolajlardaki ağırlıklı enstrüman olan cello’nun buğulu sesini çok seviyordum. Bu sevgi artarak devam edince kendime bir viyolonsel edindim ve iki yıldır özel ders alıyorum. Hayalim, sevdiğim parçaları çalabilmek ve sergi açılışımı cello ile yapmak. Ayrıca, seyahate yalnız gitmeyi çok seviyorum. Özellikle, hiç gitmediğim bir ülkede, elimde haritayla sokaklarda dolaşmak en keyifli hobilerimdem biri.

Aralık 2005